21 Eylül 2011 Çarşamba

SONBAHAR DEYİP GEÇİŞTİREMİYECEĞİM / EYLÜL 2011

Yerim hüznün yeri, sonbahar diyerek geçiştiremiyorum hiçbir şeyi, üç geri bir ileri , boğaz kuru , ses cesaretsiz ...hiçbir yere gidesim yok, olduğum kadarı acıyor, kavgalı en sevdiklerim.. herşey bazen bana bir cinayet gibiymişim gibi bakıyor...zulama bakıyorum bense ,ne çıkarabilirim diye , bir lamba cini mesela üç dilek, oysa sarı siyah eski şarkılar çıkıyor ,eşliğinde pembe dudaklı çingene kızları salya sümük rakseden...
-şiir okumuyorum artık
arkadaş toplantılarında
sesimi yitirdim çünkü
uzun,
upuzun voltalarında kentin-
Sonra eşleşip sırnaşıp duruyor yıldızlar, gökteki dolunaydan da parlak olunmaz ki bu vakit, küçüldükçe küçülüyorum, zulamdan küçücük ben....tadımı neden çalarlar ki ? iki de bir, iki de iki...topuklarımla kendi kafamın üzerinde yürüyorum ve küfretsem yakışmaz dudaklarım çatlıyor hemen, sonbahar deyip geçiştiremiyorum, ağaçların dalları kanar mı yaprak kopunca teninden? Yaprakların canları acır mı yere çakıldıkları vakit? Güzel sözler mi söyler ? Yoksa küfür mü eder , ne düşünür sonbahar da sabah soğuklarında yaprakları süpüren çöpçüler....biliyorum bende ki ağaçların yapraklar salınmadan , bir tokat gibi iniyor toprak ve asfalt üzerine...
-oysa
mavi güller satılmaya başlandı
güven parkta ki,
Sakarya caddesindeki bütün çiçekçilerde
meteliksiz delikanlılar
gülümseyerek gösteriyor aşık kadınlarına
bende hergün
sabah iş yolunda
akşam ev yolunda
önünden geçiyorum mavi güllerin
peki ya
neden yazdım bu şiiri?
Tanısı Yaşamak mı ? Bu sancı -
Gecenin sessiz olduğu felan yalan, yaz güneşinin yakmasından uzakta, dayak yemiş sancılı bir sevdanın buğulu gözlerindeki biçare bakışta şimdi sonbahar, kuşlar ve herşey kelimelere düşlere gizlenmiş çürüyorlar, sürekli bişeyler bıçaklanıyor, hiçbir şeyi duymamaya direniyorum fakat; çok uzakların derin uğultusu kulaklarımda,sanki gerçekten bütün cinayetleri ben işliyorum. Hatırladığım,çoğu mektubun öznesinin ayrılık olduğu, ve en çok gece yazıldıklarıdır, ve nedensiz gidişleri iğneli diretişleri. Şarap biter, sigara söner bitmiş işte budur, asla yapamayacağım, biliyorum uzadıkça uzayacak, çenemi kapatıp sonbahar deyip de geçiştiremeyeceğim.


-iğneli diretişlerin
ikinci kelimelerinde kaldım
kaldırdım kollarımı
yumruklarımı sıktım
tırnaklar avuç içlerini kanattı
bağırdım
bağırdım
bağırdım-

Derin renkler hala yitirmediler tonlarını bunu böyle sanıyoruz, ama işte bu renkler üzerine henüz inmedi yağmur, ne koşan birileri var sağanakta, ne de kuşlar ı görebildim öbek öbek gökyüzü yolculuklarında, fakat;göze gelen bir şeyler var mavi boncukları çatlatan , işte o, ulu orta .....

.....................................................................................
...........................................................................
........................................................

Hakan ŞEHİRLİ

Hiç yorum yok: